Herkesin Kendisiyle Çalışabileceği Bir Konu Vardır. Sizinki Hangisi?

AŞKIN BİÇİMLERİ ve YALNIZLIK


Aşk olgusu tarih boyunca insanların ilgisini çekmiştir. Bu ilgi sosyolojiden biyolojiye, antropolojiden psikolojiye kadar birçok bilim dalının aşkı mercek altına almasında açıkça görülebilir. Psikoloji aşkı sistematik ve bütünsel olarak inceleyen bilim dallarından biridir. Psikoloji alanındaki yapılan çalışmalar arasında aşkı sadece tanımlamakla kalmayıp aynı zamanda içerdiği bileşenler ve her bir bileşenin diğer değişkenlerle ilişkisini de ele almaya çalışarak sınıflandıran araştırmasıyla ön plana çıkan Lee (1974, 1988); herkese uyan evrensel bir aşk çeşidi olmadığını ve aşkın biçemleri arasındaki farklılığı anlatmanın aşkı tanımlamaktan daha zor olduğunu vurgulamıştır. Aşkı doğadaki üç temel renk (kırmızı sarı mavi) analojisi ile betimlemekte ve tıpkı üç temel renk gibi üç temel aşk biçemi (tutkulu aşk, oyun gibi aşk, arkadaşça aşk) olduğunu ifade etmektedir. Bu temel biçemlerin ikili bileşimleri ise ara (ya da ikincil) biçemleri oluşturur. Buna göre mantıklı aşk; arkadaşça aşk ile oyun gibi aşkın bileşimidir. Sahiplenici aşk, tutkulu aşk ile oyun gibi aşkın birleşmesiyle ortaya çıkar; özgeci aşk ise, tutkulu aşk ve arkadaşça aşkın bileşimidir (Lee, 1974, 1988).


Üç temel aşk biçeminden biri olan tutkulu aşkın en belirgin özelliği “ideal fizik-ideal güzellik” arayışının olmasıdır. Öyle ki, tutkulu aşk, gücünü fiziksel çekim ve cinsel uyumdan alır. Aynı zamanda bireyler ilişkide iletişime açık ve birbirlerine karşı sevecendirler. Güçlü bir yakınlık duygusu söz konusudur ve ilişki için risk almaya hazırdırlar. Sevecenlik, ilişkiye güvenli bağlanma ve tutarlılık bu aşk biçeminin önemli parçalarıdır. Diğer bir temel aşk biçemi olan oyun gibi aşk ise tutkulu aşktan farklı olarak, temel güdüsünü bağlanma ve yakınlığın değil de eğlencenin oluşturduğu bir biçemdir. Yoğun duygusallıktan çok cinsel haz ve heyecan arayışının baskın olduğu bu biçemde ilişkiler çoğunlukla kısa sürer. Hazzın temel kaynağı, oyunun kendisidir. Çok eşlilik söz konusudur; bu nedenle de aldatma oyunun aslında “dürüst” bir parçası olarak görülür (Lee, 1974, 1988).


Üçüncü temel biçem olan arkadaşça aşk ise tutkulu aşk ve oyun gibi aşkın aksine, zamanla gelişen bir biçemdir. Benzer özelliklere sahip olma, ilgilerde ortaklaşma ve birbirini gözetme önemlidir; tutku ise paylaşımlar arttıkça gelişir. Cinselliğin ön planda olmadığı bu aşk biçeminde herhangi bir “ideal fizik” tanımlaması da yoktur. İniş çıkışları, ihtirasları olmayan, öngörülemez durumlarla karşılaşılmayan, coşkusuz ancak huzurlu bir biçemdir (Lee, 1974, 1988). Arkadaşça aşk ilk bakışta bir ara aşk biçemi olan mantıklı aşkla karıştırılmaktadır. Ancak, ortak ilgi, ortak ruh arayışının belirgin olduğu arkadaşça aşk biçeminden farklı olarak mantıklı aşk kategorik belirleyicilerin değerlendirildiği bir biçemdir. Davulun dengi dengine çalması gerektiğini düşünenlerin aşkı olarak tanımlanabilir. Mantıklı aşkta, ilişkinin belirli ölçütleri ve partnerin aranan belirli özellikleri (ırk, sınıf, eğitim, gelecek güvencesi gibi) vardır. Mantıklı âşıklar birlikte oldukları kişi ile denk olmak isterler.


Aşkın müşfik ve sevecen bir biçemi olan özgeci aşk, tutkulu aşk ve arkadaşça aşkın bileşimidir. Partnerin kusurları ve ilişkinin olumsuz yönleri görmezden gelinir. Âşık, bağışlayıcı ve destekleyicidir. İlişkinin tanımında; kişinin fedakârlık yapması, kendinden vermesi hatta gerektiğinde kendinden vazgeçmesi vardır (Lee, 1974, 1988). Öyle ki, oluşan "biz" içerisinde "ben" kaybolur. Son olarak, tutkulu aşk ile oyun gibi aşkın birleşmesiyle ortaya çıkan sahiplenici aşk ise kendinden vazgeçme bir tarafa, bireyin/aşığın kendini karşısındakine dayattığı bir biçemdir. Bu aşk biçemi kıskançlık, güvensizlik ve kaybetme korkusunun baskın olduğu patolojik bir türdür. Kişiler sevgiye ve ilgiye doyumsuzdur. İlişkiyi bitirme yönünde adım atamayan ama ilişkiyi kendi seyrine de bırakamayan bir örüntü sergilerler. Bu nedenle yaşanan ayrılığın etkisini uzun süre üzerlerinden atamazlar (Lee, 1974, 1988).


Aşkı farklı biçemleri ve boyutları ile ele almak önemli olsa da onu anlamak ve tanımlamak açısından yeterli değildir. Aşk yaşamanın insanda yarattığı olumlu veya olumsuz duygu durumları ile tarafların ilişkiden aldığı doyum üzerinde de durmak gerekmektedir. Çünkü aşk, tarafların çok çeşitli ve bazen çelişik duyguyu yaşamasına yol açabilen bir deneyim olarak insanların hayatında yer alır. Oysa, literatürde aşka ilişkin çalışmaların önemli oranda aşkın getirdiği olumlu duygu ve deneyimlere odaklandığı görülmektedir. Söz konusu çalışmalar aşkın, olumlu duygulanım ve iyi oluş halini önemli ölçüde yordadığını ve yaşam doyumu ile de anlamlı bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır (bkz. Diener ve Lucas, 2000; Masuda, 2003). Öte yandan, aşk bazen de olumsuz duyguları ve mutsuzluğu beraberinde getirmektedir. İlişkide olan kişilerin ilişkiden beklentileri, aşka ilişkin tutumları ve ilişki içerisindeki edimleri de ilişki doyumu için önemli görülmektedir. Tarafların aşk biçemlerinin birbiri ile uyumlu olmamasının ya da biçemlerin birbirini tamamlar nitelikte olmamasının, ilişki içerisindeki tarafların ilişki doyumunun azalmasına yol açtığı söylenebilir. Zira bireylerin sahip oldukları aşk biçemlerinin bir parçası da farklı düşünce, davranış ve tutumlardır. Bu farklılaşma ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerde, ilişkiye dair beklentilerde ve yaşananların algılanışında somutlaşır (ya da görünür hale gelir) (Sullivan ve Schwebel, 1995). Lee’ye göre (1988), biçemlerin uyumsuz olduğu ilişkilerde, taraflar ortak sorunlara odaklanamayacak, sorunları farklı yollardan çözme eğiliminde olacak ve birbirlerinin davranışlarına da kendi bakış açılarından yüklemeler yapacaklardır. Kısacası paylaşımda bulunmaları zorlaşacak ve böylece de ilişkiden aldıkları doyumun azalması ile karşı karşıya kalacaklardır. Bu bağlamda, özellikle, ilişkide yakınlık ve paylaşıma diğerlerine göre daha az yer veren oyun gibi aşk ve bireyin karşısındaki ile empati kurmak yerine kendini karşısındakine dayattığı bir biçem olan sahiplenici aşk biçemlerinin düşük ilişki doyumu ile bağlantılı olduğu ifade edilmiştir (Hendrick, Hendrick ve Adler, 1988; Meeks, Hendrick ve Hendrick, 1998; Büyükşahin ve Hovardaoğlu, 2004). Dahası bu iki aşk biçemi olumsuz duygulanımı da yordamaktadır (Uzun Özer ve Tezer, 2008).

Doyum alınmayan ilişkilerin içerisinde, bireyin, diğer pek çok olumsuz duygu ile beraber yalnızlık da yaşayacağı; üstelik doyumsuzluğun düzeyinin, yalnızlığın da düzeyini etkileyeceği düşünülebilir (bkz. Çeçen, 2007). Oysa kişinin paylaşımlarda bulunabileceği duygusal bir ilişki yaşamasının onu yalnızlıktan koruyacağı düşünülmektedir. Nitekim Peplau ve Perlman da (1982), ilişki kurmanın yalnızlıkla baş etmede en etkili yöntem olduğunu belirtir. Ancak bireyin kurduğu ilişkiler onun ilişkiye dair nitel ve /veya nicel beklentilerini karşılayamıyorsa, acı verici bir duygu ve deneyim olarak yalnızlık yaşanır (Peplau ve Perlman, 1982; Perlman ve Peplau, 1981). Dolayısıyla, bireyler ilişkilerinde doyum alamadıklarında yani güvenlik, yakınlık, içtenlik ve duygusallık bulamadıklarında daha yüksek yalnızlık deneyimlemektedir (bkz. Bernardon, Babb, Hakim-Larson ve Gragg, 2011; Wei, Russel ve Zkalik, 2005; Weiss 1973). Bu acı verici deneyime çoğunlukla kaygı, öfke, sıkıntı, mutsuzluk gibi olumsuz duygular da eşlik etmektedir. (Jones, Freeman ve Goswick, 1981)

Psk.Dan.Dr. AYLİN DEMİRLİ

Son Yazılarımız

Kitaplarımız

Bizden Haberler

Mail Listemize Kaydolun




  • Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama
  • Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama
    Algı Psikodrama